eşcinsellik genetik midir?

Eşcinsellik Genetik mi Psikolojik mi?

eşcinsellik genetik midir?

Eşcinsellik Genetik Mi Psikolojik Mi? Eşcinsellik konusu yüzyıllardır toplumlarda tartışma konusu olmuştur. Bu konuyu sizlere psikoloji bilimi, gen bilimi ve istatistiksel bilgilerle açıklamaya çalışacağım. Objektif bir şekilde araştırdığım için, sizlerin de objektif bir biçimde okumanızı umuyorum. Konu başlıklarımız; ” Eşcinsellik Nedir?”, “Eşcinsellik Psikolojik Mi?”, “Bilime Göre Eşcinsellik”, “İslam’a Göre Eşcinsellik” şeklinde olacaktır.

Eşcinsellik Nedir?

Tanım olarak eşcinsellik, aynı cinsiyetten olan iki kişinin birbiri ile duygusal ve fiziksel bağ kurmak istemesi olarak tanımlanabilir. Yani, erkeğin erkekten, kadının da kadından hoşlanması gibi. Diğer ismi ile homoseksüellik olarak bilinmektedir. İnsanlarda da hayvanlarda da görülen bir durumdur. Bu durumun normal ya da anormal olduğu konusu geçmişte de günümüzde de çok tartışılmaktadır.

Eşcinsellik Psikolojik Mi?

Bu duruma direk psikolojik demek doğru değildir. Çünkü bazı yönelimler psikolojik sorunlar nedeniyle olurken, bazı yönelimler fizyolojik nedenle olabilmektedir. Asıl sorumuz şu ki; psikolojik olarak nasıl bir etki ile insanlar eşcinselliğe yöneliyor? Burada birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar;

  • Ebeveyn Eğitimi,
  • Arkadaşlık İlişkileri,
  • Eşcinsel Kişi ve Gruplara Hayranlık,
  • Dikkat Çekme İsteği,
  • Kendi Cinsi Tarafından Dışlanmak,
  • Bir Gruba Ait Olma İsteği,
  • Travmatik Yaşantılar (taciz, tecavüz, iktidarsızlık vb.),
  • Ebeveyn boşanması durumunda karşı cinse nefret oluşumu.

Yukarıdaki durumlar kişilerin eşcinsel olmaya yönelimini psikolojik olarak etkileyen faktörlerdir.

Ebeveyn Eğitimi: Anne babalar çocuklarını kendi cinsiyetlerine göre eğitmek yerine, erkeği birer kız, kızı da bir erkek gibi yetiştirebilmektedirler. Örneğin, erkek çocuğuna başörtü takılarak eğlenilmesi, kız çocuğuna erkekler gibi davranmayı öğretmesi, babanın kız gibi ya da annenin erkek gibi davranması, annenin otoriter, babanın ise pasif olması vb.

Arkadaşlık İlişkileri: Arkadaş çevresinde eşcinsel bireylerin bulunması ya da eğilimli olması.

Eşcinsel Kişi ve Gruplara Hayranlık: K-Pop ve bu gruplara benzer şekilde eşcinselliğe teşvik eden grupların hayranı olmak, ergenlerde ve çocuklarda kendilerinin de eşcinsel olabileceği algısını vermektedir. Bu algının sonucunda kendisinin biseksüel olduğunu söyleyen birçok ergen bulunmaktadır.

Dikkat Çekme İsteği

Yeterince ilgi göremeyen çocuk ve ergenler dikkati üzerlerine çekmek için her şeyi yapacak duruma gelebilmektedirler. Örneğin, lise yıllarında çok fazla “ben ateistim” diyen ergen görebilirsiniz. Temelde ateistlik kavramının belki karşılığını bile bilmiyorken kendilerini ateist olmakla farklı gösterebileceklerini düşünerek insanlara bunu yaymaya başlamaktadırlar. Bunun sonucunda, kendisiyle sürekli dini tartışmaya giren kişilerin oluşuyla ilgi gördüğünü hissedebilmektedirler. Sonucunda bu inancı benimsemese dahi farklı bir durumda olmanın ilgi görmekle arasındaki bağlantıyı anlayan genç, bu durumu saplantı haline getirebilemektedir. Aynı şekilde eşcinsellik durumu da çocuklarda farklı bir birey algısı vereceği için “ben biseksüelim” cümlesini kızlardan çok fazla duyabilmekteyiz.

Erkekler genellikle dikkat çekme isteğini cinsellik üzerinden değil, ideolojik biçimlerde farklılaşmayla göstermeye çalışırken, kadınlar ise duygusal ve cinsel değişimlerle dikkat çekmeye meyilli olabilmektedir. Çünkü cinsellik kadınlar arasında daha az konuşulan ve gündem edilen bir konu olduğu için, bu konuyu gündem edecek şekilde bir değişim yaşanınca daha çok ilgi göreceğini düşünebilmektedirler. Dikkat çekme isteği ile bu kadar da değişim yapılır mı? diye düşünebilirsiniz. Ama unutulmamalıdır ki; bazı insanlar ilgi görmek için intihar dahi edebilmektedir. Bunun sonucunda ölüm olacağını düşünse de, “belki ölmem de, benimle ilgilenirler” düşüncesiyle yapabilmektedirler.

Kendi Cinsi Tarafından Dışlanmak

Özellikle ilkokul yıllarında sürekli kendi cinsleri tarafından dışlanan çocuklar, zamanla istediğini bulamadığı için karşı cinsle arkadaşlık etmeye başlayabilmektedir. Örneğin, iyi futbol oynayamayan çocuk, sadece futbol oynayan erkeklerin olduğu alanda kendine yer bulamayınca ilgi görmek için futbol oynamaya çalışacaktır ama başaramayınca kendini beceriksiz olarak nitelendirecektir. Böylelikle karşı cinsin oynadığı oyunlara yönelecektir.

Karşı cins hangi oyunu tercih ediyorsa onunla beraber oynamaya başladıkça o oyunları sevmese bile benimsemeye başlayacaktır. Bunun sonucunda karşı cinsle vakit geçirmeye alışmış bir kişilik ortaya çıkarak, kendi cinsinden uzaklaşmaya başlayacaktır. Bu benimsemeyle birlikte eğer erkekse kız gibi hareketler, kız ise erkek gibi hareketler sergilemeye başlayacaktır. Bu hareketleri sergilediğini farketmeyen kişi arkadaşları tarafından dalga geçilmeye maruz kalacaktır. “Kız gibi kıvırtma”, “kız gibi yürüme” vb. cümleleri çokça duyarak eleştirilere karşı duyarsızlık başlayacaktır. Bu da kişinin normal kendi cinsinin davranışlarını benimsemesini zorlaştıracaktır. Davranışlar benimsenmedikçe değişime de uğramayacaktır. Sonuç olarak, kişi kız gibi ya da erkek gibi hareket ederek karşı cinsin duygularını da benimsemeye başlayacaktır. Böylece yönelim başlayacaktır.

Bir Gruba Ait Olma İsteği

Her insan ilgi görmek ister. Bu ilgiyi istediği yerden göremeyince, ilgi görebileceği başka yerlere kaymaya çalışır. Az önce anlattığımız kendi cinsi tarafından dışlanma durumu gibi. Buna durum ise bir gruba ait olma ile farklıdır. Örneğin, K-Pop grupları sadece kendi müziklerinin dinlenmesini değil, gruplarına ait olmalarını hissetmeleri için görünüş, gruba ait olabileceği bir isim, seçilen bir karakter vb. süreçleri yürütmektedir. K-Pop dinleyenler kendilerine “ARMY” dedirtmektedirler. Bu kendilerini o müzik gruplarındaki kişilere yakın ve birlikte olma hislerini canlandırmaktadır. Böylelikle “ben de bir bireyim” duygusu kişiye yerleşmektedir. Bir birey olduğunu hisseden kişi, değer gördüğünü düşünür. Bu sadece K-Pop için değil, Rakçı olmak, Repçi olmak, bir siyasi oluşuma katılmak (ülkücü olmak, Atatürkçü olmak) vb. durumlarda da insanlar kendilerini değer görür gibi hissedebilmektedirler. Ait oldukları grup kendilerini yönelime itebilmektedir. K-Pop ile ilgili süreci daha iyi anlayabilmek için “K-Pop Dinlemek Tehlikeli Mi?” adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

Travmatik Yaşantılar

İnsanlar ağır iz bırakan olaylar yaşadığında, bu durumu saplantı haline getirebilmektedirler. Örneğin, çocukluk yaşlarında bir erkek tecavüze uğrarsa, bu durum erkekte zamanla kadınlık hisleri doğurabilmektedir. Bu travmayı doğru atlatabilmek ve süreci doğru yürütebilmek için psikoterapi ile travmanın doğru mantıkla çözülebilmesi sağlanmalıdır. Çünkü kişi fizyolojik ve duygusal olan acısını bazı davranış sorunları ile pekiştirebilmektedir. Davranış sorunları ortaya çıktıkça sosyal ortamda sorunlar yaşanabilmektedir. Bunun sonucunda, yaşadıklarını doğru şekilde kabullenememe durumu oluşmaktadır. Cinsel ihtiyacın aktif olduğu dönemde ise karşı cinsle yakınlaşma imkanı da bulamadığı zaman, saplantı yaşadığı bu travmatik olay nedeniyle eşcinselliğe yönelebilmektedir. Tacize uğramak, tecavüze uğramak, cinsel açıdan aşırı baskılanmaya maruz kalmak ve yanlış cinsel algılar kişide yönelime sebebiyet verebilmektedir.

İktidarsızlık (erektil disfoksiyon) erkeklerde görülen bir durumdur. Kişi penisini yeterli sertleşmeye ulaştıramadığında ilişkiye girememektedir. Bu da kişinin cinsel ihtiyacının karşılanmasının önüne geçmektedir. Cinsel ihtiyacını karşılamak için fizyolojik olarak hazır olamadığı için zevk almanın başka yollarını aramaya başlar. Böylelikle kişi yönelime kayabilir.

Ebeveyn Boşanması

Çocukluk ve ergenlik döneminde anne babanın boşanması bireyleri derinden etkilemektedir. Bu da bazı duygusal boşlukları ve değişimleri beraberinde getirmektedir. Babadan yeterli ilgi göremeyen ya da babaya karşı nefret oluşturan kız çocuklarında eşcinsellik görülme oranı çok daha yüksektir. Bu durum istatistiksel olarak CEDAT‘ın sitesinde yayınlanmıştır. CEDAT ise eşcinselliği destekleyen ve istatistikleri yayınlayan bir kurumdur. Eşcinsellik karşıtı bir oluşum olsaydı bu istastistikleri belki doğru bulmayabilirdiniz.

Ebeveyn boşandığı zaman çocukta mutlaka bazı duygusal ve psikolojik eksiklikler olabilmektedir. Dolayısıyla bazı yönlerden değişmesi, etkinlenmesi de daha kolay olmaktadır. Örneğin, anne babası boşanmış olan çocukların madde bağımlılığına, teknoloji bağımlılığına, alkol ve tütün bağımlılığına yakalanma ihtimali daha yüksektir. Bu durum cinsel yönelimde de kendini daha fazla göstermektedir.

Sonuç olarak eşcinselliğin tamamen psikolojik kökenli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazı vakaların psikolojik sorunlar nedeniyle yönelmesi olağan bir durum olabilir. Bu durumlarda kişinin sağlıklı cinsel bilgiler edinmesi ve kendini daha iyi tanıması için psikoterapi görmesi fayda sağlayabilmektedir. Travması olan kişilerin EMDR ya da buna benzer terapilerle neden cinsel bir yönelime yöneldiği anlaşılabilmektedir.

Eşcinsellik Genetik Mi?

Nasıl ki eşcinselliğin tamamen psikolojik olduğunu söyleyemiyorsak, tamamen genetik olduğunu da söyleyemeyiz. Bireyler özel olarak değerlendirilmeli ve genetik süreçlerden ne derece etkilendiği bulunmalıdır. Hiç bir eşcinselin genetik süreçlerden etkilenerek %100 eşcinsel olduğu söylenememektedir. Çünkü Amerika’da 500 bin kişinin üzerinde yapılan bir araştırmada tüm genler XX ya da XY olarak bulunmuştur. Yani genlerimiz sadece erkek ve kızdan oluşmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin “eşcinsellik genetiktir” deme imkanı kalmamıştır. Burada sadece genetik etkenlerin bireyi etkileyerek eşcinselliğe yöneliminden bahsedilebilir. Bu etkinin oranı da %80 ya da %90 oranında değil, %30-%40 oranında en fazla sahip olabileceği söylenebilir. Peki, genetik etkenler nelerdir?

Eşcinselliğin Doğuştan Gelen Etkileri:

  • Doğuştan gelen fizyolojik bozukluklar (erkekte meme olması, kadında meme olmaması, erkekte çift penis, kadında çift vajina vb.),
  • Hormonel bozukluklar (testesteron, östrojen dengesizliği)

Doğuştan Gelen Bozuklukluklar

İnsanlar doğdukları zaman belirli fonksiyonel organlarla doğarlar. Fonksiyonu olmayan ya da diğer insanlara göre farklı olan organlar “genetik bozukluk” olarak değerlendirilebilir. Bu bozuklukların tedavisi güncel tıpta bulunmaktadır. Örneğin, 6 parmaklı doğan birinin fazla olan parmağı basit bir operasyon ile alınabilmektedir. Aynı şekilde çift organlı erkeklerde işlevsiz olan penis alınarak işlevli olan organ zarar görmeden yaşamaya devam edilebilmektedir. Dolayısıyla cinsellikle alakalı durumların da normal hale getirilmesi günümüzde mümkündür.

İnsanların doğuştan gelen karşı cins organlarına sahip olması durumu, kişinin genetik olarak cinsiyetini değiştirmemektedir. Eğer normal cinsiyeti erkek ise genetiği incelendiğinde XY genine sahip olduğu, kadın ise XX genine sahip olduğu görülecektir. Bir insanın cinsiyeti kasların gelişimi, sakal ve bıyığın çıkması, saç kalınlığı ve inceliği, burun ve kulak yapısı, ayak yapısı vb. tüm süreçlerden belli olabildiği için bu kişinin “ben doğuştan iki farklı organa sahibim o halde istediğim cinsiyeti seçebilirim” demesi bilime ters kalmaktadır. Çünkü istediği cinsiyeti seçebilmesi için iki cinsiyete sahip bir kromozomu olmalıdır. Bilimsel olarak XX ve XY dışında herhangi bir kromozoma rastlanmadığı için istediği cinsiyeti seçmesi sadece yönelimle olabilmektedir. Asıl nokta burada cereyan etmektedir. Kişi çift organa ya da farklı şekilde cinsel organlara sahip olunca kendi algısında cinsel algılar yanlış şekillenmektedir. Kendi cinsiyetine ait organları koruyarak, diğer cinsiyetlere benzeyen durumları operasyonlarla aldırabilirse ve kendi cinsiyetine uygun tedaviler görürse, yönelim ihtiyacı hissetmeyecektir.

Bireylerin doğuştan 6 parmaklı, 3 ayaklı, yapışık ikiz doğmuş olması vb. “fizyolojik bozukluk” olarak geçmektedir. Aynı şekilde bu süreçleri cinsel alanda yaşadığı zaman cinsel algılarını başka cinsiyet üzerinden kurmaları bu durumun fizyolojik ve genetik bir sorun olduğunu nitelendirmelerinin önüne geçmektedir. Kısacası farklı cinsel organlara sahip olmak da “fizyolojik bozukluk” olarak nitelendirilmelidir. Eğer bir duruma bozukluk deniyorsa da bu bozukluğun tedavi edilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak; bireyler farklı doğdukları zaman cinsel yönelime kayma ihtimali de yükselmektedir.

Hormonel Bozukluklar

Kadınların kadınlık duygularını yaşaması için östrojen hormonunun normal değerler aralığında olması gerekir. Aynı şekilde erkeklerin de erkeklik duygularını yaşayabilmeleri için testesteron hormonunun normal değerlerde olması gerekmektedir. Dolayısıyla östrojen hormonu düşük ya da yüksek olan kadınlar cinsellikte farklı duygulara sahip olabileceği gibi, erkek de testesteron hormonu seviyesinde dengesizlik yaşadığında farklı cinsel duygular hissetmeye başlayabilecektir. Bu durum basit bir kan tahlili ile anlaşılabilmektedir. Kişi, tahlilin ardından testesteron ya da östrojen hormon seviyesine göre tedavi sürecini başlatabilir. Tedavinin ardından hormonlar da normal değerlere geldiğinde cinsellikle ilgili duygular da normale dönmeye başlayacaktır.

Hormonel bozukluklar sadece testesteron ve östrojen ile bağlantılı değildir. Örneğin, iktidarsızlık yaşayan erkeklerin çoğunda kalp damar rahatsızlığı olduğu tespit edilmiştir. Başka bir örnek olarak; ikiz doğan çocukların birinde psikolojik rahatsızlık görülme ihtimali yüksektir. Prematüre (erken doğan) çocuklarda fiziksel ve hormonel bozukluklar, normal doğan çocuklara göre daha fazla görülmektedir. Dolayısıyla bireyler doğumdan itibaren incelenmeli ve yönelimin sebebi iyi araştırılmalıdır.

Bilime Göre Eşcinsellik

Bilim, deneme yanılma yoluyla sonuca ulaşılan ve kesin bilgi içeren bir bilgidir. Bilim, verdiği bilgi açısından kesin ve doğru bilgiyi içerir. Bundan dolayı bilimsel açıdan yazılacak olan her şeyin kesin ve net olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bilimdeki bir bilgiyi çürütebilmeniz için antitez oluşturmanız ve bir delil ortaya koymanız gerekir. Ortaya yeni bir bilgi ve delil konmadıkça, o bilgi en doğru bilgi olarak kabul edilir. Örneğin, “otizm doğuştandır” bilgisi eğer bilim tarafından ıspatlandıysa, bu bilgiyi çürütebilmek için çocuğun doğduktan sonraki süreçlerde nelerden etkilenerek otizm olabileceğini bulup delillendirmeniz gerekmektedir. Aksi durumda bilim adamlarının araştırma ve bulguları kesin doğru olarak kabul edilmelidir. Bu bilgilerin verilme sebebi, şu andan itibaren verilecek olan her bilginin doğru kabul edilmesidir. Verilen bilgilerin bilimsel olup olmadığıyla alakalı şüpheye düşerseniz, araştırarak bu bilgilerin doğruluğunu görebilirsiniz.

Eşcinsellik, bilim tarafından uzun yıllardır araştırma konusu olmuştur. Bu makalenin içerisinde verdiğimiz bilimsel araştırma verilerini burada tekrar bahsedebiliriz. Ayrıyeten okumak isterseniz, yukarıya çıkarak okuyabilirsiniz.

Amerika’da 500.000 kişi üzerinde DNA testi yapıldı ve tüm sonuçlara göre eşcinsellik adında bir genin olmadığı ortaya çıktı. Yani, sadece XY genine sahip olan erkek ve XX gene sahip olan kadın bulunmuştur. Bu sonuç da bizde eşcinselliğin doğuştan gelmediğini ama genetik etkenlerden kaynaklanan yönelmeler olabileceği sonucunu vermiştir.

Bilime göre eşcinsellik doğuştan değildir. Sadece tetikleyen etkenler vardır.

Eşcinselliği Tetikleyen Bilimsel Etkenler

  • Hormonel Bozukluklar,
  • Psikolojik Nedenler,
  • Genetik Bozukluklar,
  • Çevresel Etkenler,
  • Fizyolojik Bozukluklar,
  • Yanlış Ebeveyn Eğitimi.

Bu etkenler genel başlıklardır. Bunların alt başlıklarını da ele alarak düşünebilirsiniz. Sonuç olarak, bilime göre bu etkenler kişinin eşcinselliğe yönelimini tetiklemektedir. Hiç bir etken tamamen %100 etken olarak ele alınamaz.

İslam’a Göre Eşcinsellik

Eşcinselliğin tarihi İslam’a göre Lut Kavminden başlamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in Araf Suresi 80. Ayette; “Lut’u da peygamber olarak gönderdik. O, kavmine şöyle demişti; “Sizden önce hiçbir alemin yapmadığı bu çirkin işi siz mi yapıyorsunuz?”. Bu ayetten de anlayacağımız üzere, eşcinsellik Lut kavminden başlamıştır. Lut bir peygamberdi ve kendi kavmine İslam’ı tebliğ etmesi için gönderilmişti. İslam’ı tebliğ ederken kendi kavmi eşcinselliğe yönelmiştir. Lut peygamber doğru olanın karşı cinsle beraber olmak olduğunu anlatmıştır. Kavminde ise bu durum çok fazla yayıldı ve tövbe etmediler. Allah bu kavmi helak etti. Peki, eşcinselliğin İslam’da yasaklanmasının sebebi nedir? Şimdi bundan biraz bahsedelim.

İslam, eşcinselliği sapkınlık olarak nitelendirmektedir. İslam’a göre erkek ve kadın birbiri için yaratılmıştır. Anal ilişki ise Kur’an’da kesinlikle yasaklanmıştır.

Eşcinselliğin kişinin tercihi olduğu ve bundan dolayı kişinin tercihinden dönerek fıtratına uygun hareket etmesi önerilmiştir. Eşcinselliğe yönelmenin bir imtihan olduğu söylenmiştir. Çünkü şeytan insanları saptırmak için her yolu denemektedir. Allah bazı kullarını sağlıkla, bazı kullarını fakirlikle, bazı kullarını zenginlikle, bazı kullarını ailesiyle vs. her konuda imtihan etmektedir. Eşcinsellik de bir imtihandır. Bunun bir imtihan olarak görülmesinin sebebi, doğuştan ve sonradan insanı yönelime sevkeden etkenlerin insanı %100 oranda etkilemediğinde dolayıdır. Örneğin, kişi yanlış ebeveyn eğitiminden dolayı %30 oranında eşcinsel olmaya yönelmiş olabilir. Demek ki, ebeveyn eğitiminin çocuk üzerindeki etkisi %30. Geriye kalan %70 lik kısım ise nefis ve iradedir. Kişi kendi idaresiyle dilerse eşcinsel olabilir, dilerse heteroseksüel olabilir. Kişi eşcinselliği tercih etmezse imtihanı kazanır ve Allah katında büyük bir ecir kazanır. İmtihanı kaybeder ve eşcinselliğe kayarsa da Lut kavminde olduğu gibi lanetlenir ve ahirette cehenneme atılır.

İslam Neden Eşcinselliği Yasaklamıştır?

İslam eşcinselliğin açtığı sonuçlarla toplumun yıkılacağını ve hastalıkların geleceğini söylemektedir. Örneğin, erkek erkekle evlenirse, çocuk olmayacağı için üreme meydana gelmeyecektir. Üreme meydana gelmezse çocuk doğmaz ve aile kavramı yok olur. Halbuki, Peygamber Efendimiz (sav), evlenmeye ve çok çocuk yapmaya teşvik etmiştir. Çok çocuk yaparak müslüman ve iyi bireyler yetiştirmek, hak dini İslam’ın yayılmasını sağlamak gerekmektedir.

Eşcinsellik hangi dönemde çok yayıldıysa, o dönemde yeni hastalıklar çıkmıştır ve yayılmıştır. Örneğin, AIDS hastalığı ilk olarak eşcinsellerden çıkmıştır. Günümüzde ise AIDS hastalığına yakalananların çoğu eşcinsel bireyler olmaktadır. Günümüzde AIDS olarak bilinen hastalığın ilk adı “GRID (Gay Related Immun Disorder)”, yani “Eşcinsellikle İlişkili Bağışıklık Sistemi Bozukluğu”dur. AIDS’in açılımı ise Edinsel Bağışıklık Yetmezliği Sendromu olarak geçmektedir. GRID isminin AIDS olarak değiştirilmesi, eşcinsel lobilerin baskıları sonucunda olmuştur. Şimdi şunu diyebilirsiniz; “Belki de eşcinsellikle alakalı olmadığı anlaşılmış ve sonradan ismi değiştirilmiştir”. O halde gelin somut örneklere bakalım; “Google’a AIDS’ten ölen ünlüler” yazın ve kimler olduğuna bakın. AIDS hastalığına yakalanan ve ölen kişilerin belki de %90’ı eşcinsel bireylerdir.

Anal ilişki İslam’da yasak olduğu gibi tıp alanında da çok sağlıksız ve zararlı bir eylem olduğu söylenmektedir. Anal ilişki sonucunda kişilerde bağırsak rahatsızlıkları, enfeksiyon, sindirim sorunları, dışkıyı tutamama vb. birçok kötü sonuçlara yol açabiliyor. Hollanda eşcinselliğin en yaygın olduğu ülkelerden biridir. Aynı zamanda en çok yetişkin bebek bezinin satıldığı ülkedir. Bu da vahim durumun neyden kaynaklandığını bize tahmin ettirebilmektedir. İnsan birazcık tefekkür ettiğinde anal bölgenin ne işe yaradığını anlayabilir. Anal bölgeden her tuvaletimizi yaptığımızda binlerce bakteri çıkmaktadır. Bu bakterileri penisle birleştirdiğimizde hastalıklar olması kaçınılmazdır.

Sonuç olarak İslam’a göre eşcinsellik bir imtihandır ve herkes farklı şekilde imtihan edilir. Eşcinsellikle imtihan edilen kişiler bu imtihanı kazanabilmesi için doğrunun ve yanlışın ne olduğunu iyi bilmelidir. Bildikten sonra uygulamak ise sadece iradeye kalmıştır. Hastalıkların çıkmaması, aile düzeninin bozulmaması ve üreme için eşcinsellik yasaklanmıştır.

Yazan: Psikolojik Danışman Ali Yonca

Bize Ulaşın!
Merhaba!
Scan the code
Psikolojiniz Bozuk Mu? Bilimsel Testle Sonucu Öğrenmek İçin Bize Ulaşın.